Araştırmalar Güncel

Bir Fincan Kahvenin Kaç Yıllık Çevresel Etkisi Var?

Bir Fincan Kahvenin Kaç Yıllık Çevresel Etkisi Var?

Kahve içmek pek çok insanın olmazsa olmaz günlük rutinlerinden bir tanesi. Kahvenin insan sağlığına olumlu etkileri ve kültürel önemine dair haberler yapılmaya devam ederken onun çevresel maliyetini de gözden geçirmek gerekiyor.

Sürdürülebilir kahve söz konusu olduğunda en önemli kriter kahvenin nasıl yetiştirildiği ve yetiştirildiği ekosistemler üzerindeki etkisidir. Kahve çekirdekleri genellikle dünyanın biyoçeşitliliği en yüksek bölgelerinde yetiştiriliyor. Ancak bu üretimin çevreye verdiği hasar ise azımsanamayacak boyutlarda. Kahve tarlaları oluşturmak için tropikal orman alanları tahrip ediliyor. Ancak bazı tarım uygulamaları ile biyoçeşitliliği dikkate alarak üretim yapmak da mümkün olabiliyor. Dünyanın en popüler kahve tipi olan “Coffee Arabica”, Etiyopya’nın yağmur ormanları altında ekiliyor. Kahve gölge gereksinimi duyan bir bitki olduğu için de genelde bu türden araziler tercih ediliyor.

Yetiştirme yöntemi, bir fincan kahvenin toplam çevresel ayak izini % 1 veya % 70 oranında değiştirebiliyor. Kahvenin nasıl tüketildiği (örneğin anlık, taze zemin veya bakla) ise daha az etkiye sahip. En düşük emisyona sahip kahve, mekanizasyonun minimum olduğu geleneksel yetiştirme yöntemleri kullanılarak ediliyor. Diğer uçta ise hayli mekanik olan ve daha fazla gübre, böcek ilacı gibi kimyasallara ihtiyaç duyan büyük çiftlikler var. Aynı zamanda gübre, düzenli kahve yetiştiriciliğinde sera gazı emisyonunun en büyük kaynağıdır.

Bir ürünün genel çevresel etkisini anlamak için üretimden nakliyeye ve tüketime kadar her aşamada, “yaşam döngüsü değerlendirmesi” olarak adlandırılan bir yöntem kullanılıyor. Kahvenin yaşam döngüsü, ekim ve hasatla başlıyor. Öncelikle kahve, Güney Amerika, Afrika ve Asya’da yetiştiriliyor. Çevresel etki söz konusu olduğunda, ormansızlaşma ya da kötü arazi yönetimi tarafından ortaya çıkabilecek zarar “doğru üretim” için düşünülmesi gereken önemli eksenlerden biri olarak başlangıçta duruyor.

Hasattan sonra, kahve meyveleri ya kuru işlemden (yıkanmamış kahve) ya da tüm kağıt hamurunu çekirdeklerden çıkarmak için ıslak işlemden geçiriliyor (yıkanmış kahve). Ortaya çıkan yeşil fasulyeler, eğer hazır kahve tanecikleri haline gelirse, Avustralya, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde büyük markaların sahip olduğu işleme tesislerine gönderiliyor. Orada fasulye kavrulup ve öğütülüyor, kahve demleniyor ve sonra da kurutuluyor. Ürün daha sonra tipik olarak ambalaj için başka bir yere hatta başka bir ülkeye taşınıyor. Lojistik maliyet ve taşımacılığın karbon salınımı bir başka çevresel etki boyutu olarak üreticilerin karşısına çıkıyor.

Tüketicinin kahve seçimi ayak izini etkiliyor

Hazır kahve tüketicinin mutfağına geldiğinde, birçok süreç karbon ayak izine ve diğer çevresel etkilere katkıda bulunmuş oluyor. Ancak savunulan bir diğer konuda şu: su ısıtıcısını kaynatıp birkaç kullanımdan sonra bardakları bulaşık makinesine koyunca, harcanan enerji kabaca, hazır kahveyi yetiştirmek, işlemek, taşımak ve paketlemek için harcanan enerjiyle aynı sayılıyor.

Pod tarzı sistemler daha az kahve ve daha az elektrik kullanabilir, ancak ambalajlar genel karbon ayak izlerine katkıda bulunuyor. Bu yüzden, kahve alışkanlığını sürdürülebilir bir yaklaşım ile oluşturmak isteyen tüketicilerin kendilerine en fazla keyif veren kahve türünü seçerek bunu çevresel etkisini en aza indirecek şekilde hazırlaması gerekiyor. İhtiyacı kadar ürünü temin edip ölçüsüne göre su tüketerek etkiyi azaltma şansı bulunuyor.